not: çiçekçiye git.

Çiçek tohumları almam lazım çiçekçiden. Saksıları rengarenk boyadıktan sonra içlerini bir güzel doldurmam lazım toprakla. Papatyalar iyidir, iyi. Rengi yazdan selam getirir. Zamanı geldiğinde nazlanmadan büyür, serpilir. Seviyor mu sevmiyor mu sorularına yaprakları sayısı kadar cevap verir. Nankör de değildir kırmızı bir gül gibi. Güneşini kalbinden, havasını köklerinden alır. Suyunu vermezsen zamanında, önce iki gün ağlar. Her yaprağı bir ihtimaldir. Düştü mü beyaz beyaz gözyaşları toprağına, seviyor ihtimallerin azalır. Kırgınlıkla eğer başını sonra, her çiçek gibi. Gelişini bekler mevsiminin.

Engel olamıyorum yalnız kışları gelen kasvetime. Hava kapalıyken, kollarımı hevesle açamıyorum kış güneşine. Papatyalar bile ekimi için ilkbaharı bekliyor. Ben ellerimi yağmura değil, güneşe siper etmenin sabırsızlığı içindeyim şu mevsime girdiğimizden beri. Dinlediğim her şarkı, beni karlardan alıp karlara fırlatıyor. Hele bir de saat sabaha yaklaşmaktaysa usul usul…Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor üzerime. Halimden tek bir çiçek anlıyor bugünlerde. Aynı yağmurun altında ıslanıyoruz büyük bir beklentiyle.

Neyse, ben hep ne diyorum? – ‘‘Beklentiler, bekletir.’’

Fikrime güncelleme geldi. Aceleniz yoksa bekleyin. İlla ki yaz gelir.

Bir gündoğumuyla bahar konar saksılarınıza ve ektiğiniz tohumlar kavuşur aylardır beklediği güneşine.

usul usul: https://open.spotify.com/track/4TPDtuazf64oXjPBSsKwSi

çam ağacı

Yeni bir yıl, yeni heyacanlar, yeni başlangıçlar… Dile getirmek bile ne kadar umut vaat ediyor. Öyle değil mi?

Çok heyecan verici bir şey diledim bu yıl. Geçen yılki dileğim ömrü kısa sürmüş olsa da gerçekleşmişti ve dolu bir mutluluk yaşatmıştı bana. Değişiyor, gelişiyor ruhum. Düşüyorum, kalkıyorum. Kaybolup tekrar tekrar kendimi buluyorum. Her yıl.

Sevdiklerimi kaybettim bu sene. Çok sevdiklerimi. Vedasını beklemediğim çok kişi gitti bu dünyadan ve benden. Hoşçakal diyememenin sancısıyla uyuyamadım bazı geceler. Çok rüyalar gördüm, sımsıkı sarıldım onlara. Gideni uğurlayabilmek de bir meseleymiş. Birini son gördüğün anın son kez olduğunu bilememekse çok ağır yükler bırakırmış insanın omuzlarına. Hiç ummadığın bir anda hatıralar kağıt olur, kesermiş parmak uçlarını mesela ve o an acıyı sevmek olurmuş.

Kalbimde köşesi olan kişiler, hikayeler yeni yılın ilk gününde bir bir gözümün önünden geçtiler. Bu yıl zamansızlığın en güzel zamanlarını yaşadığım da oldu, zamanlar arasında sıkışıp kaldığım da. Hiç umutsuzluğa kapılmadım diyemem ama silkelenmesi uzun sürenlerden değilim, hiç olmadım. Nerede yıkıldıysam yine aynı yerde ayağa kalktım. Terk etmedim küskünlüklerimi. Onlarla beraber yaşadım. Mutluluklarımdan olduğu kadar mutsuzluklarım da güç aldım.

Sevdim, sevindim, üzüldüm, kızdım ama hiç nefret serpmedim topraklarıma, o yüzden yeşerenler de benden değildir bundan sonra.

Ayakları yere, kalbi göğe değenlerin senesi olsun bu sene…

•cereyan•

Keşke gönül terazisinde ağır basan tüm duygular hafifletilebilseydi. O zaman daha kolay olurdu kırgınlıklarımızı ve kızgınlıklarımızı başka kefeye koymak. Aklın cevaplayamadığı soruları kalbe yöneltmek, bozuk bir saatin doğru zamanı göstermesini beklemek gibi artık. Kaybolan inançların kırıntılarını bulma ihtimaline tutunmak gibi biraz da. Kafamın içinde gezinirken fark ettim. Çok anının penceresi aralık kalmış. Kafayı üşütmemek lazım tabi ama temiz hava da iyi gelmiyor değil. Yapılması gerekene hava durumu karar verecek bu saatten sonra.

Eesi sonra.

Biriken kırgınlıklarım halledilemez boyuta ulaştığında durdum. Dedim ki bunun ne ötesi ne de berisi var. Burdasın ve seni buraya taşıyan her kimse ve neyse sen izin verdin. Birilerini hayatımıza alırken bizden neler götüreceğini tahmin edemiyoruz. Güle oynaya gelenin, bir gün koşa koşa gideceğini aklımızdan geçirsek de aklımız asla almıyor. Kalakalmışlık çok kötü bir şey. Kalmayacak insan gelmemelidir.

Ee?

o olay o

Yürüdüğüm yollar, yol aldıkça daraldı.

Çıkmaz sokaklarımın adı, uzun zamandır aynı.

İncecik bir ip üzerinde salına salına yürüyorum.

Ne yöne dönsem yüksekçe duvarlar görüyorum.

Nihayetinde bir gün yazmayı bırakacağımdan sebep, çıldıracağımdan korkuyorum.

hare

Durgun bir suyun üzerinde, hiç hareketsiz duran kağıttan bir uçağa, tonla bilinç sığdırdım. Kafamın içinde rastgele gezip duran seni de aldım o kağıtlara bir bir yazdım.

Tanıştığıma çok memnun olduğum duygularım vardı seninleyken. Çok güzel rüyalarım vardı her sabah uzun uzun anlattığım. Artık yok. Seni uğurladığım o gece uyudum uykularımın hepsini. Rüyalarımın pabucunu, bilmediğin damlarda saklayacağım artık. Hatırlatan olursa eğer birinden birini bana, o damı da attığım tüm pabuçları da gözümü kırpmadan yakacağım.

İç sesimi duymamak için şarkılar söyleyip duruyorum şu günlerde. Herkesi uyutup uyanık kalan bir masalcı gibi de hissediyorum biraz. Uykuya ihtiyacım olduğunu biliyorum ama yapamam. Çünkü bu saatten sonra şu iki gözümü kapatsam da göz yummam.

‘‘…Git hiç bakma öyle yüzüme Yerdeniz,
Kalmam boranlar altında tek bi’ damla yağmur için.
Artık nehir yollarından dönmek sebep geri,
Oturdum bi’ şarkı yazdım sana, bilmek için ölmek nedir?
İşte senden vazgeçmek Yerdeniz,
Sen bilirsin çiçek nasıl açar hem de nasıl cayar bilip,
Artık ölü bi’ şair tanımı biliyo’sun.
Vurulan benim Yerdeniz,
Sen boşuna ölüyo’sun…’’

#sersemserbestisi

Gittiğinde anladım, hiç gelmediğini.

Senin bendeki varlığın, uçup giden bir kuşun uçuşuna şahit olmak gibiydi. Öylesine ait, öylesine umut verici, öylesine nadir. Sen banaydın benim için. Ben çok yanıldım. Zamanda yanıldım olanda, bitende. Bir rüzgar esti ve dağıldık. Halbuki biz çok güzel denk gelmiştik seninle. Hayattan öğrendiğim bir şey var ve bu bazı şeylerin hazmını kolaylaştırıyor. Biliyorum ki savrulurken çarpışanlar, birbirlerine bir noktadan sonra yaşam olurlar. Çarpa çarpa öğrendik sevmeyi, özlemeyi, hayal kurmayı ve sonunda savrulduk. Birbirimizden bir şeyler götürdük. Yani en azından sen, beni bir miktar azalttın. Dedim ya gittiğinde anladım, hiç gelmediğini..Gerçekten gelsen gidemezdin.

Çok sevdiğimde anladım beni o kadar da sevmediğini.

Tamamlayamadım bir türlü bendeki seni. Başına bela oldum kalbimin, aklımın. Çok yordum hem kendimi hem seni. Ama bilen biliyor ya çok da sevdim. Sonunu hiç düşünmedim. Salt sevdim, öyle dümdüz. Hesapsız kitapsızdı ama yetmedi. Hep söylüyorum, beklentiler bekletir. Ben belki senin için öyleyim ama sen benim için asla bir hayal kırıklığı olamazsın. Ben içinde sen olan tüm hayallerimi bir kutuya koydum. Şimdi o kutu sana dert, bana ders olsun. Zamanın ne çok acı getirdiğini daha fazla acıttığında anlayacağız. Şimdilik her şeyimiz ve o kutu en üst rafta dursun.

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

01.10.21

Olmak var.

Birinin hayatında her şeyinle var olmak.

Yorgun düştüğünde, uzanacağı el olmak…

Her şeye yabancılaşsa dahi hep tanıyacağı o kişi olmak…

Umutsuzluğa kapıldığında, tutunacağı dal olmak…

Kendini en ait hissettiği mutlak yer olmak…

Sonsuzluğu hayal ederken, salındığı salıncak olmak…

Gözleri hiçbir şeyi görmediğinde, yol göstereni olmak…

Mutluyken aklına getirdiği tek yüz olmak…

Bir çift gözün aynası olmak var…

Herkese yüz çevirdiğinde bile daima baktığı yerde olmak…

Hayatla mücadelesinde sonsuz direnci olmak…

Kaybolduğunda, ayaklarının ezbere gittiği adres olmak…

Çevresindeki herkes hareket halindeyken, aklına sabitlediği kişi olmak…

En sessiz anlarında, fısıldayabildiği insan olmak…

Kalbi yara aldığında, iyileştirebilecek merheme sahip olmak…

Herkesle ilgili yanılgıya düştüğünde, emin olduğu yegane insan olmak…

Bunaldığı anlarda, soluyabildiği en derin nefesi olmak…

Dünyası başına yıkıldığında, düşünmeden koşacağı sığınağı olmak,

İyi yahut kötü, birinin tüm anlarında olmak var.

Bir yaşama şahit olmak var.

Sen, iyi ki varsın.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla